Sunay Akın ile tanışmak, Nazım Hikmet ile buluşmak
Sunay Akın…
Anlattığı tarih parçacıklarının arasında, Anadolu kavağı plajından buz gibi boğaz sularına atladığım zamanlardaki gibi neşe ile yüzdüğüm şair, yazar, en çok da araştırmacı.
Çocukluğumun -benim bile kıskandığım- en mutlu zamanlarının, aslında hayal olmadığını bana her camekanın önünde yeniden hatırlatan, Oyuncak Müzesi’nin kurucusu.
Çok istediğim bir şey gerçekleşti bugün. Sunay bey ile tanıştım. Kitap ile Sohbet’in bu sezonki son buluşmasında, Sunay bey kısacık bir süre bize katılabildi.
Bize “birazdan size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bayılacaksınız!!” dedi. Tam da biz, o sırada, “Ay Hırsızı” kitabından, Che Guevara’nın ailesine yazdığı veda mektubunda, Nazım Hikmet’in bir şiirinden alıntı yapmasını okuyorduk.
Geri geldiğinde, bize birinci kattaki itfaiye odasında, BİR ÇOCUĞA AİT, bir sünnet pelerini, bir yelek, bir tülbent, tek bir patik olduğunu söyledi. Kim bu çocuk biliyor musunuz, diye sordu.
NAZIM HİKMET dedim. Nazım Hikmet, diye onayladı..
Sevgili Nazım Hikmet’in ablasının sakladığı ve vakıfa bağışladığı, sünnet pelerini, sim işlemeli sünnet yeleği, mama kaşığı ve patiği artık OYUNCAK MÜZESİNDE sergileniyor.
Sunay bey, “düşünebiliyor musunuz, bu ayaklar bir hapishane odasında volta atacak daha sonra” dediğinde, hissettiklerimi size kelimelerle anlatabilmem mümkün değil.
Sonra, Ay Hırsızı kitabımı imzaladı Sunay Akın :) Bir yelkenli çizdi bana, adı Bahriye. Üzerinde martılar uçuyor!
Ben bugün, en sevdiğim şair yazarlardan biri ile tanıştım ve en sevdiğim şairlerden biri ile buluşum. Ne kadar şanslı bir kızım ben böyle!
İki Türk’ten iki turist olursa?
Bugün, Yasemin Sungur’un Kitap ile Sohbet ekibi ile, boğaz turuna çıktık. Her şey sanki bu gezinin mükemmel olması için işbirliği yapmış gibiydi. Güneş, rüzgar, deniz, tabağımızdaki balıklar bile! Yasemin hanım’ın şiirleri ve gezdiğimiz yerlerin tarihi bilgileri ile eğlene eğlene güzeller güzeli İstanbul’a martıların ve balıkların gözünden baktık.
Vapur Anadolu Kavağı’na yanaşmak üzereyken sahildeki restoranlardan birinden, bir garson vapura doğru el sallamaya başladı. O kadar güzel bir sahneydi ki, biz de ona el salladık ve gerçekten de vapurdaki bir çok turist gibi tercihimiz de, o garsonun el salladığı restoran, yani Baba Restoran oldu.
Yemeklerimizi yedikten sonra, tuvalete girdim. Oldukça yaşlı bir teyze, sensörlü kağıt havlu makinasıyla sorun yaşıyordu. Görünüşüne baktım. Hem vapurda, hem de restoranda o kadar az Türk vardı ki, turist olduğuna kanaat getirip, “show your hand to the sensor first” dedim. “Thank you” dedi bana, elini sensöre gösterip kağıdı aldı.
Sonra, restorandaki akvaryumun önünde balıklarla oynarken, bir başka teyze ile muhabbet etmeye başladık. Özen hanım.. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde üst yaş grubuna İngilizce eğitim veren bir emekli İngilizce öğretmeni. Sohbetimizin bir bölümünde bana “Bak ben buraya, lise grubumla geldim. Hepimiz lise arkadaşıyız, ve yaşlarımız 75′in üzerinde” deyince, kafamı çevirip masaya doğru baktım…
Benim turist teyzem Özen hanım’ın işaret ettiği masada oturmaz mı? Kocaman bir gülümseyip, Özen hanım’a durumu anlattım. Meğerse benim turist sandığım teyzem de emekli İngilizce öğretmeni değil miymiş? O beni, ben onu turist sanmamış mıyım ?
Biz iki Türk, ana dilimizin dışında, bambaşka bir dil kullanarak, tesadüfen konuşmuş olduk. İkimiz de birbirimizi belki de bir kaç dakikalığına turist sandık. Ama hiç de bozuntuya vermedik..
Bravo bize!
Uber-Dorky Nerd Queen
dönence.
yaşananları bükemeyince, ben büküldüm..
o kadar büküldüm ki, şimdi tepetaklak bakıyorum sana..
hiç de o kadar görkemli değilsin.
Siz hiç konuşan kitap gördünüz mü?
Siz hiç konuşan kitap gördünüz mü? Sizin kitabınız hiç sizinle konuştu mu? Sorular sordu mu mesela… Yanıtladınız mı? Yanıtlarınızı bekledi mi kitabınız?
Ben, benimle konuşan bir kitap ile tanıştım: Yasemin Sungur’un kaleme aldığı “Kariyerim Gelecek mi?”
İlk önce beni tanımak istiyor ve “Kimsin sen?” diye soruyor bana. Aynı Alice’e harikalar diyarında, nargile içen tırtılın sorduğu gibi. Adımı sormuyor bana.. “Kimsin sen?”
Okudukça içinde kendimi buluyorum. Çünkü, her sorunun cevabı bana özel. Her kelimesinde, her cümlesinde biraz daha güçleniyorum. Kendimi, olmayan sorunlarla nasıl mutsuz ettiğimi farkediyor, aslında ne kadar mutlu olduğumu anlıyorum. Motivasyonum giderek yükseliyor ve kendimi bir anda gülümserken buluyorum.
Kim olduğumu biliyorum artık. Kafama istediğim her şeyi başarabileceğim düşüncesini de yerleştirdim. Peki ya şimdi ne yapacağım? Nasıl bir hedef seçeceğim? Hedefime nasıl ilerleyeceğim? Bu defa soru sorma sırası bende.
Kitap arkadaşım bana nasıl plan yapacağımı, hedefime ulaşmak için kendimi nasıl motive etmem gerektiğini, kariyerimi inşaa ederken nelere dikkat edeceğimi de söylüyor. Arada mesel hikayeler anlatıyor, güzel vecizeler ile örnek veriyor. Yaşamın zorladığı bir sürü başarılı insanın hayatlarından kesitler gösteriyor. “Peki ya sen olsaydın ne yapardın?” diye bile soruyor! Hem de o kadar eğlenceli bir dille anlatıyor ki, bence arada bir kaç yerde kıkırdadı bile. Çok eğlendik beraber.
En güzel yanı da, bu soru sorup gülümseten kitap arkadaşım, hiç bir yere gitmiyor. Gecenin bir yarısı, sabahın erken saatleri, hiç farketmez, onu rahatsız edebilirim. Yaşadığım bu farkındalığı kaybettiğimi düşündüğüm her an, ben konuşan kitabıma danışacağım.
Yasemin Sungur’a böyle ebedi bir arkadaşlığı bana kazandırdığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. Bence koşun hemen siz de tanışın arkadaşınızla…
Etiketler: gelecek, kariyer, kariyerim gelecek mi?, kitap, yasemin sungur
![sunay_akin_01[1]](http://www.dragonlance.be/wp-content/uploads/2010/06/sunay_akin_011.jpg)















