mp3 meselesi

Ben küçükken, iki kaset çalarlı müziksetleri bir efsaneydi. Şimdinin retro modası karışık kasetler bu mükemmel icatla yapılırdı. Ümit Besen ile George Michael’ı aynı kasette dinleyebilirdiniz, ve muhtemelen o zamanlar aşık olan abiniz kız arkadaşına hediye etmek için hazırlamış ya da o zamanlar aşık olan ablanız erkek arkadaşından hediye olarak almış olabilir o kaseti.

Herkes tabii her kaseti almıyor karıştırmak için, mahallede, arkadaş çevresinde birinde olsun yeter. Müzik setine sahip olmaya bile gerek yok. Olan bi tanıdıkta toplanıp hazırlanır.  Ne var ki?

Sonra, CD’ler meydana çıktı. Rus kopyası dediğimiz CD’ler vardı. Orjinal gibi üzeri baskılı.  CD writer’ı olan arkadaşlarda kopyalar, okula giderken discman’lerimizde dinlerdik. Çok iyi hatırlıyorum, bendeki Kill’em All albümü bu rus kopyalarındaydı..

Çok minicik bir dönem sonra, mp3 ile tanıştık. 56K modemlerle mp3 download etmek pek akıl karı değildi. O yüzden audio cd’lerden mp3′ler riplenir, cd’ye yazılır, arşivler yine arkadaştan arkadaşa dolanırdı. Bu esnada hala lisede Garage Inc. çiftli kasetimi arkadaşlarım kopyalamak için ödünç alırlardı.

Şimdi ne değişti?

Artık,  kendimize edinmek için arkadaşlardan değil de internetten soruyoruz. Kopyalamak, riplemek yerine download ediyoruz. Hatta şu anda daha da temiziz, o riplenmiş mp3 cd’lerinin parayla “felancı arşivi” diye satıldığı zamanlar da vardı. Kim satıyor ki indirdiği mp3′leri şu anda?

Eğer biz bu kasetleri cdleri zamanında kopyalamayıp, olmayan paramızla edinemeseydik, bugün Metallica İstanbul’a geldiğinde  mahşeri kalabalığı yakalayabilir miydi?

Çıkardığı albümlere daha 5 kuruş para vermediğim Kavinsky’i çeşitli periyodlarla twitter’dan taciz ediyorum. “Nooooolur İstanbul’a gel diye” (Gerçi bi kere gelmiş, Otto’ya. Kaçırmışım.)  Şimdi konser vermeye gelse,  satın alacağım albümünün, internetten 3 kuruşa indireceğim mp3′lerinin kimbilir kaç katını gözümü kırpmadan vereceğim. Aynen Jean Michel Jarre gibi. Olmayan paramı denkleştirip, verdiğim gerçekten tuzlu biletin parasına acımadan, ayaklarım kıçıma vura vura gittim konsere.

Çünkü bu adamlar, bir şarkı yapayım kasetini satayım ondan sonra da kıçımı devirip yatayım adamları değil.  Şu telif için kapanan grooveshark’ta her hafta bir başka sanatçı “bak, yeni kaset çıkardım hadi dinle” diye çıkıyor.  myspace’de sanatçılar teklif ediyor!

Creative Commons diye bir lisans dünya üzerinde var olduğu halde, hala telif hakkı diye tutunan şarkıcı ve grupların, yeni dünya düzenine ayak uyduramadığından mütevellit, ya boyun eğeceklerini ya da silinip gideceklerini düşünüyorum.  Ha istisnalar, sadece dünyanın her yerinde adı duyulmuş gruplar ve sanatçılar için olabilir.

Lakin, dünyadaki müzik, üç beş tane kalantor müzik grubundan ibaret de değil.

Bu yeni bir şey değil. Aynı nakarat, hep aynı aynı.. Bari huzurumuzu bozmayın, engellerle, telif yasalarıyla.. Sonunda kazanan, uyum sağlayıp geniş düşünenler olacak.

Öptüm.

Unuttuk mu?

Sansür ile ilgili ilk yazımı yazalı 2 aydan fazla olmuş..

Hala engelliyiz, hala ağzımızı kapatanlar var, hala engellemeye çabalıyor yozlaşmış kafalar.

Unutmuyoruz.. Karşı duruşa devam.

Yasemin Sungur için :)

Geçenlerde friendfeed’de “dünyanın en epik işvereni ile çalışıyor olabilirim” diye bir feed basmıştım, hatırlayan olursa. Mayıs ayından beri Yasemin  Sungur Gelişim Enstitüsü‘nde, hem IT danışmanı hem de Yasemin hanım’ın asistanı olarak görev başındaydım (~~o/)(süpermen demek bu)

Yasemin hanım, çoooook pozitif  çoook anlayışlı bir patron!  :)  Patron kelimesi orda biraz despot duruyor gibi oldu ama siz ona aldanmayın :)

Birlikte çalıştığımız süre boyunca, hem işim ile ilgili, hem de kişisel hayatım ile ilerlemeler kaydettim… Etkili iş birliğimiz ve çalışmalarımız sonundaaa kilo bile verdim!!

Size gerçekten anlatamayacağım kadar mutlu olduğum bu işimden, Monofact‘in sıcak kollarına geri dönüp, tekrar bir “microsoft monkey” olmak üzere, bugün ayrılıyorum.

Sevgili Yasemin teyzeciğim;

Hani, Meryl Streep’in “Devil wears prada” filminde, herkes  ”millions of girls would kill for this job!” diyordu ya sürekli.. İşte sizinle çalışmak böyle mükemmel bir deneyimdi :)  Aslında pek de bir yerlere gitmiyorum, yine birlikteyiz ^_^

Bu şans için, deneyim için teşekkür ediyorum. Kocaman öpüyorum!

Sizi çok seviyorum! :)

twitter’lar ne kadar güçlü!

Sevgili Internet, adını söylediklerinde içi kıpırdamayan adam, senin gücünü henüz keşfetmemiş adamdır. Twitter’ları bize kazandırdığın için teşekkürler. Amen.

Porno, Küfür ve İnternet üzerine

İnternette porno var! İnci sözlük küfürden ibaret! Ahlakımız bozuluyor!! Reziller!! Bunları kapamak yetmez, iki tanesini sallandıracaksın Taksim meydanında bak bir daha yapıyorlar mı? >:|

Bu zamana kadar, planlanmış, hatları ve içeriği başkaları tarafından belirlenmiş ortamları (televizyon, radyo, gazete) kullanarak eriştiğimiz her şeyi, internette kendimiz yaratabildiğimiz için kafamız karıştı tabii. İnternetin bu ortamlara göre izafi özgürlüklerinin var olduğu kocaman bir gerçek.  Yine de…

İnternet sansürüne karşı duruşum şöyle şekillendi. Hepimiz potansiyel hırsızlar ve katiller olabiliriz. Bunları yapmayışımız ahlak ve vicdanımıza bağlı. Çünkü yasa, kimseyi hırsız olmaktan alıkoymaz. Kimse “ulan hapis yatıcam ama” diyerek bundan uzak durmaz. Uzak durur, çünkü hırsızlık “kötü bir şeydir”.  Yasalar ise, bu kötü şeyi yaparsanız başınıza ne geleceğini belirler sadece.

Genel geçer ahlak kavramımıza internette yapılabilecek “kötü şeyler”i eklemediğimizden, başımıza tonla iş açıldı.

İnternetin içeriğini belirlerken, -ki bunu SADECE BİZ YAPIYORUZ- bunu göz önüne almadığımızdan, porno var küfür var diye çemkiriyoruz. Yok mu?

1. Evet, internette porno var.

Ama sende de var. Bu zamana kadar hiç porno izlemediğini iddia eden internet kullanıcılarının inanılmaz yalancı insanlar olduğunu göz önüne alırsak, bu insanları hayatında tutmak artık senin kararına kalmış bir şey. İnternet kullanıcısı olmayıp da çemkirenlerin, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar olduğunu göz önüne alırsak da, bu insanları da hayatında tutmak senin kararına kalmış bir şey.

İnternet hakkında memnun kalmadığın bir şey varsa eğer, bu kendinin hakkında memnun kalmadığın bir şeyden başka hiç bir şey değildir. Çünkü internet sensin. İnternetten korkuyorsan, kendi “dark side”ından korkuyorsundur.

İnternet hakkında suçların toplu değil tek tek ceza alması gerekliliği de bu yüzden. İçeriğin ayıklanması gerekliliği de bu yüzden.  Ama yasaklardan önce otokontrol şart.

Şimdi bana söyler misin? Hangi ortamda değişim yaratabilme olanağı bu kadar aleni bir şekilde önüne sunuldu?

2. Evet, internette küfür var.

Ama sen de ediyorsun. Stadyumda “xxxx galatasaraaaay” diye bağırınca, bilgisayarın karşısına geçip o küfürleri oraya yazandan farkın var mı? Bu zamana kadar hayatı boyunca bok bile dememiş insanları tenzih ediyorum ama bu kafayla kalkıp “e ama inci’de deli gibi küfür ediyorlar” demenin manası yok. İnternet senin aynadaki yansımandan başka hiç bir şey değil.  Orada sanal sandığın her şey gerçek.. Bozulmaya dünden razı KAYPAK ahlakın yoksa çemkirmene bir sebep de yok.

Bardakçı kafaları ile varılacak tek yer karanlık bir cehalet ve kaostan ibaret.

Yasaklama, geliştir. Memnun değilsen, değiştir.

İnternet, sizsiniz.



Rss Feed Tweeter button