havai fişek

barış zamanı ürkmez çocuklar
bum bum bum
renkler
yıldızlara nispet yapar gibi
yayılırken
bum bum

peki ya sığınaklardakiler
kapatıp gözlerini hayal mi ederler acaba
bum bum bum
isterler mi düşen bomba değil
yükselen havai fişek olsa
bum bum

- 12.06.2010 22:20

e’siz sansür

Bugün bilgisayarımın klavyesinin tuşları arızalandı. O yüzden şu anda yazdığım bütün e harfleri copy paste. :))

Dolayısıyla bugün öyle uzun uzun sansüre karşı yazı yazmayacağım..Ama sansüre karşı yazı yazıyorum yine..

Unutmamak için, devletin para oyunları uğruna özgürlüklerimizi kısıtlamayı kullananlara bir dur demek için,

internet sansürüne hayır!!

Anneler için İnternet Sansürü

Bu yazımda internet sansürü diye ortalığı ayağa kaldırdığımız olayın, bilgisayarlar hakkında fazla bilgisi olmayanlar tarafından da anlaşılmasını sağlamayı amaçlıyorum :)

Bir sürü bilgisayarın telefon hatları üzerinden haberleşmesine basitçe internet diyoruz. İnternet, international network yani uluslararası ağ’ın kısaltması.

Bilgisayarlar haberleşmek, bilgi alışverişinde bulunmak için  IP numarası dediğimiz numaraları kullanıyorlar. Bunları bizim telefon numaralarımız gibi düşünün. Her bilgisayarın bir ip numarası var. Bazı IP’ler sabittir, mesela benim kendime ait bir telefon numaram olması gibi. Bazıları da her yeni internet bağlantısı kurduğunuzda değişir, dinamiktir, mesela benim gidip sizi her defasında başka bir ankesörlü telefondan aramam gibi.

Her bir internet sitesinin de bir IP adresi vardır. Ben milliyet.com.tr  sayfasını açıyorken,  bu benim okuyabileceğim ve aklımda kolayca tutabileceğim kelimelerin arkasında bir IP adresi bulunur. Bilgisayarım bunu DNS dediğimiz, telefon rehberiymiş gibi düşüneceğimiz bir sistem ile anlar. Ben milliyet.com.tr yazarım, bilgisayarım gider DNS sunucularına (sunucu, şu kocaman güçlü bilgisayarlar) danışır, “bu milliyet.com.tr’nin IP adresi neydi?” diye sorar. IP adresini alır, gider bağlanır, bana sayfamı getirir gösterir. Her bir internet sitesi için bu sistem böyle çalışır.

Basitçe, bir internet sitesini açarken şöyle olur:

Ben size telefon etmek isterim, adınızı biliyorum lakin telefon numaranız yok? Adınızı 118′e sorar, telefon numaranızı alırım.Numarasını öğrendiğim sabit hattınızı, ankesörlü bir telefondan ararım. Konuşuruz.

Bilgisayarınız internet sitesini açmak ister, adını bilir lakin IP adresi yok? Site adresini DNS sunucusuna sorar, IP numarasını alır. IP adresini öğrendiği (ki bu bir internet sitesi olduğundan sabit IP’ye sahip olmalıdır) internet sitesine bağlanır. Size sayfayı gösterir.

Aynı mantık :)

Gelelim karşı karşıya olduğumuz internet sansürü ve son günlerde yaşadığımız olaylara.

2007 yılında kabul edilen 5651 numaralı kanun‘un  8. kısmının 1.maddesi der ki:

İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellen mesine karar verilir:

a)26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1)İntihara yönlendirme (madde84),

2)Çocukların cinsel istismarı (madde103, birincifıkra),

3)Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde190),

4)Sağlık için tehlikeli madde temini (madde194),

5)Müstehcenlik (madde226),

6)Fuhuş (madde227),

7)Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama(madde228),

suçları.

b)25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.

yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak” diyor kanun. Yani kanıtlara ihtiyacımız yok. İşte youtube, Atatürk’e karşı hakaret unsuru içeren videoları barındırdığı için 2007′de bu yüzden engellendi.  Pire için yorgan yakıldı, Türk halkı’nın bilgiye erişimi engellendi. Çocukları ve gençleri korumak için onlarca Aile koruma filtresi programları olduğu halde (bu programlar sizin kontrolünüzde, evinizdeki bilgisayarınızda hangi sitelere girilip hangilerine giremeyeceğinizi kontrol etmenize yarar) ve bu programlardan biri TÜRK TELEKOM HİZMETİ olduğu halde, elimizden bizim bilgiye erişim hak ve özgürlüğümüz alındı. Youtube’da hakaret içeren videolar; gelişim ve bilgi videoları, müzik videoları, gülmecelerle emin olun kıyasladığınızda çok ufak bir kısım. Düşünür müsünüz bir, nelere erişemiyoruz? Aile koruma programları konusunda her bir kullanıcıyı bilinçlendirmek yerine bilgiye erişimi tamamen kapatmak bir insanlık suçu değil de nedir? Sadece engellenen youtube da olmadı, bir dönem blogger ve wordpress gibi kişisel sayfalar oluşturulup bilgi paylaşımı sağlanan, siteler de bir dönem engellendi. Sansürün kimseyi daha iyi bir vatandaş yapmayacağını anlayamayanlar, pıtırak gibi siteleri engellemeye başladılar.

Türk telekom youtube’u engellerken de bunu DNS üzerinden engelleyerek yaptı. Yani basitçe, youtube’a ait “telefon numaralarını rehberden sildi”. Biz de Türk Telekomun DNS’leri yerine Open DNS  ya da Google DNS ‘i kullanmaya başladık erişmek için. Yani, youtube’a ait IP adreslerinin silinmediği rehberler gibi düşünün.

Engelli olan youtube’a DNS değiştirip girdildikçe, IP adreslerini bloklamaya karar verdiler. İşte bu hafta başımıza gelenler bu yüzden oldu. Google, bizim iş yaparken kullandığımız bir çok servisi için (örneğin, siteye giriş istatistikleri için kullanılan analytics, şirketler ve normal kullanıcıların dökümanlarını paylaşmasını sağlayan docs, öğrencilerin ve yabancı dili kuvvetli olmayanların yabancı dillerdeki yazıları çevirmesi için kullandıkları translate gibi) , youtube ile ortak IP adreslerini kullanıyordu.

Hatayı katladılar. Youtube’a erişimi kesmek için, bu ortak IP adreslerini de engellediklerinden servislere erişememe, kesinti ve yavaşlama başladı. Telekom İletişim Başkanlığı, özetle bu durumu şöyle komikçe bir şekilde açıkladı : “Biz google’ı engellemedik, youtube’u engelledik. Ama onlar aynı IP’leri kullanıyor, Google’ı aynı IP’leri kullanmayın diye uyardık.”

Google, Türkiye’ye ait bir şirket değil. İnternet, küresel bir ortam. “Aynı IP’leri kullanmayın” demek sizce de komik ve acı değil mi?  Sanki youtube’u engellemiş olmak makul ve kabul edilebilir bir şeymiş gibi, google servislerine de böylece erişimi engellemeyi meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Ortada yanlış olan, kanuni bir yanlışlık. Düzeltilmesi gereken yanlışlık başta budur. 5651 numaralı kanun’un tartışılması, düzenlenmesi gerekmekte.

İşte, internet sansürü ve Türkiye’mde yaşananlar özetle bunlar.

Bu yazıyı, “Anneler için” başlığıyla yazdım. “Anneye anlatır gibi” deyimi ile esprili olsun diye. Sürç-ü lisan ettimse, affola. :) Eğer bu yazıyı başarılı bulursanız, lütfen çevrenizdeki bilgisayar kullanan/ kullanmayan ama ilgisi olan, az bilgiye sahip herkese okuyun, okutun, gönderin.

Bu sansüre, özgürlüğümüze  yapılan müdahale için bir bilinç oluşturmamız öncelikli.. Önce neler olduğunu kavramalı, sonra harekete geçmeliyiz.

Yanlışlar katlanıyor, dur dememiz şart.

Boğazımı sıkıyorlar, nefes alamıyorum: Sansür

Dalga geçtiğimiz her şey birer birer başımıza geldikçe, aldı mı beni bir telaş…

Yarın dns değiştirdim diye tutuklanırsam, yeni diktiğim eriklerimi kim sular? Ya da tutuklanmadım da ceza aldım diyelim.. Bitlerimle mi öderim acaba..

Peki neden? Anlatayım.

Youtube engellinin üzerinden ülkece zıpladık, bilenler bilmeyenlere dns değiştirmeyi host editlemeyi anlattı. Ta ki, adamlar ip banlamak isteyip de ellerine yüzlerine bulaştırana dek.

Biri adsl’in üyelerine bilgilendirme maili atması ile kesinleşen söylentiler şunu işaret ediyordu: Youtube ip’lerini banlamak isteyen TİB, youtube’un  insanların kullanarak işlerini idame ettirdiği bir çok google servisi ile ortak kullandığı ip’leri de engellemişti aslında.  Bir anda  bir sürü insan google docs’a bile erişememeye başladı. Friendfeed’de şunu gördüm çoğunlukla : “Eyvah! Bütün dosyalarım docs’ta nasıl çalışacağım ben?”

Öğlene doğru, bir arkadaşımdan telefon aldım.  Ntv’de Bilgi üniversitesinden bir öğretim görevlisinin konuştuğunu söyledi: “Ben tabii pek anlayamadım ama, bizimkilerden değilmiş bu defa sorun, google yüzündenmiş.” İkna edemedim öyle olmadığına, zira ben kimdim ki? Koskoca Bilgi’den koskoca hoca dedi bunu..  Sonra ntvmsnbc.com’da yakaladım.

NTV’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilişim Teknolojisi Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Yr. Doç. Dr. Leyla Keser, İletişim Kurulu Başkanlığı’nın Google’a önceden konu hakkında bilgi vererek YouTube’un yasaklı IP’lerinin Google servisleriyle ortaklaşa kullanmaması konusunda uyardığını söyledi.

Leyla Keser, TİB ile neredeyse aynı şeyi söylemiş. TİB açıklamasında, “biz google’ı uyardık aynı ip’leri kullanmayın diye, google’ı değil youtube’u engelledik” dedi.

Şimdi bu durumda “Google’da değiştirsin canım ip’leri atla deve mi?” diyenler bizim sancılarımızı pek anlamış sayılmazlar.

Google ip’leri neden değiştirsin? Bizim sıkıntımız internet sansürü değil mi zaten başlı başına.. Biz sansürün tamamen kalkmasını arzu ederken, bunun için beklerken, “e hadi değiştirin de azıcık engellesin kardeş” kafasındakilere nasıl katılalım…

Bütün bu süreç içinde, cazgırlık ederek çeşitli platformlarda, internetin tanınmış simalarına hesap sordum. (Ne haddime diye hiiiç düşünmedim kusura bakmayın.)

Serdar Kuzuloğlu’nun 2008 yılında kendi blog’unda paylaştığı bir yazıda şunlar vardı: “Sansür’e karşı, M.Serdar Kuzuloğlu, Alemşah Öztürk, Arda Kutsal ve Burak Büyükdemir’in  de katıldığı bir hareket planlanıyordu” 2009 Mart ayında Ahmet Kakıcı’nın paylaştığı feed üzerinden, 4 haziran 2010′da “ne oldu” diye sorduk.

Ssg’nin de adı  Serdar Kuzuloğlu’nun blog postunda geçiyordu. Ekşi sözlüğün sahibi, ssg, sansür ile ilgili sözlüğe entry girince, biz de sevgili atrin ile bir nick altı girdik. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=19261835 Ve bu sert ama haklı çıkışımıza, ssg, kocaman bir metinle tek tek cevap verdi.  http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=19265975

Ahmet o yazıda adı geçen herkese twit gönderdi, ben Alemşah Öztürk’e friendfeed üzerinden dm attım. Ahmetin twitlerini retweet ettim. “Görmedikleri” aşikar.

Bu sabah Serdar Kuzuloğlu ile mailleştim. Burak Büyükdemir’in bu olayı organize ettiğini, sonradan sürecin takip edilemediğini söyledi. Olamamış yani. Sevgili Serdar’a bana vakit ayırıp cevap verdiği için ayrıca buradan da teşekkür ediyorum.

Şimdi bana kızacaksınız muhtemelen. Ama şahsi fikrimi söyleyeceğim. Ciddiye almıyoruz bu sansür olayını. DNS değiştirdikçe kendimizi güvende sayıyoruz. Günü kurtarıyoruz sadece.  Girişimler başlatıp bırakıyoruz yüzüstü. Sebep? Comodo dns şu anda çalışıyor.

Özgür Uçkan’ın Netdaş oluşumu, şu ana kadar gördüğüm, en derli toplu en başarılı sansür karşıtı oluşum.  Friendfeed’den netdaş grubundan takip edebilirsiniz.

Tüm bu yaşadıklarımdan gördüklerimden sonra, tek umudum diyebilirim. Çünkü diğer girişimler bana artık ümit vermiyor. Ama beni utandırırsanız o ayrı. Benim ne yazık ki, ne maddi kaynağım ne de bilgi birikimim var nasıl yapacağıma dair.. Ama sağlam mücadele eden bir platformda yer almaktan gurur duyarım.

“en son ip bloklandığında, en son dns engellendiğinde, beyaz adam dns değiştirmenin kurtuluş olmadığını anlayacak.”

Sunay Akın ile tanışmak, Nazım Hikmet ile buluşmak

Sunay Akın…

Anlattığı tarih parçacıklarının arasında, Anadolu kavağı plajından buz gibi boğaz sularına atladığım zamanlardaki gibi neşe ile yüzdüğüm şair, yazar, en çok da araştırmacı.

Çocukluğumun -benim bile kıskandığım- en mutlu zamanlarının, aslında hayal olmadığını bana her camekanın önünde yeniden hatırlatan, Oyuncak Müzesi’nin kurucusu.

Çok istediğim bir şey gerçekleşti bugün. Sunay bey ile tanıştım. Kitap ile Sohbet’in bu sezonki son buluşmasında, Sunay bey kısacık bir süre bize katılabildi.

Bize “birazdan size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bayılacaksınız!!” dedi. Tam da biz, o sırada, “Ay Hırsızı” kitabından, Che Guevara’nın ailesine yazdığı veda mektubunda, Nazım Hikmet’in bir şiirinden alıntı yapmasını okuyorduk.

Geri geldiğinde,  bize birinci kattaki itfaiye odasında, BİR ÇOCUĞA AİT, bir sünnet pelerini, bir yelek, bir tülbent, tek bir patik olduğunu söyledi. Kim bu çocuk biliyor musunuz, diye sordu.

NAZIM HİKMET dedim. Nazım Hikmet, diye onayladı..

Sevgili Nazım Hikmet’in ablasının sakladığı ve vakıfa bağışladığı, sünnet pelerini, sim işlemeli sünnet yeleği, mama kaşığı ve patiği artık OYUNCAK MÜZESİNDE sergileniyor.

Sunay bey, “düşünebiliyor musunuz, bu ayaklar bir hapishane odasında volta atacak daha sonra” dediğinde, hissettiklerimi size kelimelerle anlatabilmem mümkün değil.

Sonra, Ay Hırsızı kitabımı imzaladı Sunay Akın :) Bir yelkenli çizdi bana, adı Bahriye.  Üzerinde martılar uçuyor!

Ben bugün, en sevdiğim şair yazarlardan biri ile tanıştım ve en sevdiğim şairlerden biri ile buluşum. Ne kadar şanslı bir kızım ben böyle!




Rss Feed Tweeter button Myspace button Flickr button