Boğazımı sıkıyorlar, nefes alamıyorum: Sansür

Dalga geçtiğimiz her şey birer birer başımıza geldikçe, aldı mı beni bir telaş…

Yarın dns değiştirdim diye tutuklanırsam, yeni diktiğim eriklerimi kim sular? Ya da tutuklanmadım da ceza aldım diyelim.. Bitlerimle mi öderim acaba..

Peki neden? Anlatayım.

Youtube engellinin üzerinden ülkece zıpladık, bilenler bilmeyenlere dns değiştirmeyi host editlemeyi anlattı. Ta ki, adamlar ip banlamak isteyip de ellerine yüzlerine bulaştırana dek.

Biri adsl’in üyelerine bilgilendirme maili atması ile kesinleşen söylentiler şunu işaret ediyordu: Youtube ip’lerini banlamak isteyen TİB, youtube’un  insanların kullanarak işlerini idame ettirdiği bir çok google servisi ile ortak kullandığı ip’leri de engellemişti aslında.  Bir anda  bir sürü insan google docs’a bile erişememeye başladı. Friendfeed’de şunu gördüm çoğunlukla : “Eyvah! Bütün dosyalarım docs’ta nasıl çalışacağım ben?”

Öğlene doğru, bir arkadaşımdan telefon aldım.  Ntv’de Bilgi üniversitesinden bir öğretim görevlisinin konuştuğunu söyledi: “Ben tabii pek anlayamadım ama, bizimkilerden değilmiş bu defa sorun, google yüzündenmiş.” İkna edemedim öyle olmadığına, zira ben kimdim ki? Koskoca Bilgi’den koskoca hoca dedi bunu..  Sonra ntvmsnbc.com’da yakaladım.

NTV’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilişim Teknolojisi Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Yr. Doç. Dr. Leyla Keser, İletişim Kurulu Başkanlığı’nın Google’a önceden konu hakkında bilgi vererek YouTube’un yasaklı IP’lerinin Google servisleriyle ortaklaşa kullanmaması konusunda uyardığını söyledi.

Leyla Keser, TİB ile neredeyse aynı şeyi söylemiş. TİB açıklamasında, “biz google’ı uyardık aynı ip’leri kullanmayın diye, google’ı değil youtube’u engelledik” dedi.

Şimdi bu durumda “Google’da değiştirsin canım ip’leri atla deve mi?” diyenler bizim sancılarımızı pek anlamış sayılmazlar.

Google ip’leri neden değiştirsin? Bizim sıkıntımız internet sansürü değil mi zaten başlı başına.. Biz sansürün tamamen kalkmasını arzu ederken, bunun için beklerken, “e hadi değiştirin de azıcık engellesin kardeş” kafasındakilere nasıl katılalım…

Bütün bu süreç içinde, cazgırlık ederek çeşitli platformlarda, internetin tanınmış simalarına hesap sordum. (Ne haddime diye hiiiç düşünmedim kusura bakmayın.)

Serdar Kuzuloğlu’nun 2008 yılında kendi blog’unda paylaştığı bir yazıda şunlar vardı: “Sansür’e karşı, M.Serdar Kuzuloğlu, Alemşah Öztürk, Arda Kutsal ve Burak Büyükdemir’in  de katıldığı bir hareket planlanıyordu” 2009 Mart ayında Ahmet Kakıcı’nın paylaştığı feed üzerinden, 4 haziran 2010′da “ne oldu” diye sorduk.

Ssg’nin de adı  Serdar Kuzuloğlu’nun blog postunda geçiyordu. Ekşi sözlüğün sahibi, ssg, sansür ile ilgili sözlüğe entry girince, biz de sevgili atrin ile bir nick altı girdik. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=19261835 Ve bu sert ama haklı çıkışımıza, ssg, kocaman bir metinle tek tek cevap verdi.  http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=19265975

Ahmet o yazıda adı geçen herkese twit gönderdi, ben Alemşah Öztürk’e friendfeed üzerinden dm attım. Ahmetin twitlerini retweet ettim. “Görmedikleri” aşikar.

Bu sabah Serdar Kuzuloğlu ile mailleştim. Burak Büyükdemir’in bu olayı organize ettiğini, sonradan sürecin takip edilemediğini söyledi. Olamamış yani. Sevgili Serdar’a bana vakit ayırıp cevap verdiği için ayrıca buradan da teşekkür ediyorum.

Şimdi bana kızacaksınız muhtemelen. Ama şahsi fikrimi söyleyeceğim. Ciddiye almıyoruz bu sansür olayını. DNS değiştirdikçe kendimizi güvende sayıyoruz. Günü kurtarıyoruz sadece.  Girişimler başlatıp bırakıyoruz yüzüstü. Sebep? Comodo dns şu anda çalışıyor.

Özgür Uçkan’ın Netdaş oluşumu, şu ana kadar gördüğüm, en derli toplu en başarılı sansür karşıtı oluşum.  Friendfeed’den netdaş grubundan takip edebilirsiniz.

Tüm bu yaşadıklarımdan gördüklerimden sonra, tek umudum diyebilirim. Çünkü diğer girişimler bana artık ümit vermiyor. Ama beni utandırırsanız o ayrı. Benim ne yazık ki, ne maddi kaynağım ne de bilgi birikimim var nasıl yapacağıma dair.. Ama sağlam mücadele eden bir platformda yer almaktan gurur duyarım.

“en son ip bloklandığında, en son dns engellendiğinde, beyaz adam dns değiştirmenin kurtuluş olmadığını anlayacak.”

Sunay Akın ile tanışmak, Nazım Hikmet ile buluşmak

Sunay Akın…

Anlattığı tarih parçacıklarının arasında, Anadolu kavağı plajından buz gibi boğaz sularına atladığım zamanlardaki gibi neşe ile yüzdüğüm şair, yazar, en çok da araştırmacı.

Çocukluğumun -benim bile kıskandığım- en mutlu zamanlarının, aslında hayal olmadığını bana her camekanın önünde yeniden hatırlatan, Oyuncak Müzesi’nin kurucusu.

Çok istediğim bir şey gerçekleşti bugün. Sunay bey ile tanıştım. Kitap ile Sohbet’in bu sezonki son buluşmasında, Sunay bey kısacık bir süre bize katılabildi.

Bize “birazdan size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bayılacaksınız!!” dedi. Tam da biz, o sırada, “Ay Hırsızı” kitabından, Che Guevara’nın ailesine yazdığı veda mektubunda, Nazım Hikmet’in bir şiirinden alıntı yapmasını okuyorduk.

Geri geldiğinde,  bize birinci kattaki itfaiye odasında, BİR ÇOCUĞA AİT, bir sünnet pelerini, bir yelek, bir tülbent, tek bir patik olduğunu söyledi. Kim bu çocuk biliyor musunuz, diye sordu.

NAZIM HİKMET dedim. Nazım Hikmet, diye onayladı..

Sevgili Nazım Hikmet’in ablasının sakladığı ve vakıfa bağışladığı, sünnet pelerini, sim işlemeli sünnet yeleği, mama kaşığı ve patiği artık OYUNCAK MÜZESİNDE sergileniyor.

Sunay bey, “düşünebiliyor musunuz, bu ayaklar bir hapishane odasında volta atacak daha sonra” dediğinde, hissettiklerimi size kelimelerle anlatabilmem mümkün değil.

Sonra, Ay Hırsızı kitabımı imzaladı Sunay Akın :) Bir yelkenli çizdi bana, adı Bahriye.  Üzerinde martılar uçuyor!

Ben bugün, en sevdiğim şair yazarlardan biri ile tanıştım ve en sevdiğim şairlerden biri ile buluşum. Ne kadar şanslı bir kızım ben böyle!


wordcamp türkiye

Geçtiğimiz cumartesi sabahı, Bersay iletişim’de  ilk  Wordcamp Türkiye gerçekleşti. Wordpress Türkiye ekibinden Emre Erkan, Webrazzi’den Arda Kutsal ve Blogdestek’ten Burak Dönertaş’ın yanısıra, 4 saatlik hafta kitabının yazarı profesyonel blogger Tim Ferris ve Wordpress’in kurucusu Matt Mullenweg konuşmacı olarak katıldı.

Şu anda size bu satırları ulaştırmamı sağlayan Matt ve arkadaşı Tim, sıcak tavırları ile dikkatimi çekti. Sanki bizden biriymiş ama başka bir dilde konuşuyormuş gibilerdi. Konuşmalarının sonunda, tüm soruları içtenlikle ve uzun uzun yanıtladılar.

Etkinliğin fotoğraflarına bu linkten erişebilirsiniz: http://www.flickr.com/photos/29131104@N04/sets/72157624036959305/show/

Geçtiğimiz günlerde RC 3.0 versiyonu yayınlanan Wordpress’in , bir de kardeşi BuddyPress var. Kendi “sosyal medya”nızı yaratabiliyorsunuz. En kısa zamanda denemek istediğim şeylerden biri bu da..

RC 3.0 versiyonu, php hostinglerin genelde izin verdiği 32 mb ayrılmış hafızadan fazla yer tutacakmış. Paketi şu anda inceltmeye çalışıyorlarmış, ki bu benim bazı bileşenlere karşılaştığım bir sorundu.

Wordcamp, daha çok neden wordpress kullanmalıyız üzerine yoğunlaştı. Benim beklentim – ya da hayalim- workshop gibi bir organizasyon.  Umarım yakın gelecekte bunu da sağlarlar.

Bu arada, yakında etkinliğin videoları e-tohum.tv’de yayınlanacakmış, burada paylaşırım ben de.

Kara Elmas


Seyahatim dünyanın merkezine

Biraz daha aşağıda biraz daha derinde

Biz çalıyor muyuz sandı toprak, kara elmaslarını

Patlattı öfkesini bir anda, kızdı

Kaderim değil benim, seyahatimdi

Dünyanın merkezine her gün

Biraz daha aşağıda biraz daha derinde

Şimdi, seyahatim yıldızlara

Biraz daha yukarıda

Biraz daha uzakta..

– 21.05.2010 19:00


İki Türk’ten iki turist olursa?

Bugün, Yasemin Sungur’un Kitap ile Sohbet ekibi ile, boğaz turuna çıktık. Her şey sanki bu gezinin mükemmel olması için işbirliği yapmış gibiydi. Güneş, rüzgar, deniz, tabağımızdaki balıklar bile! Yasemin hanım’ın şiirleri ve gezdiğimiz yerlerin tarihi bilgileri ile eğlene eğlene güzeller güzeli İstanbul’a martıların ve balıkların gözünden baktık.

Vapur Anadolu Kavağı’na yanaşmak üzereyken sahildeki restoranlardan birinden, bir garson vapura doğru el sallamaya başladı. O kadar güzel bir sahneydi ki, biz de ona el salladık ve gerçekten de vapurdaki bir çok turist gibi tercihimiz de, o garsonun el salladığı restoran, yani Baba Restoran oldu.

Yemeklerimizi yedikten sonra, tuvalete girdim. Oldukça yaşlı bir teyze, sensörlü kağıt havlu makinasıyla sorun yaşıyordu. Görünüşüne baktım. Hem vapurda, hem de restoranda o kadar az Türk vardı ki, turist olduğuna kanaat getirip, “show your hand to the sensor first” dedim. “Thank you” dedi bana, elini sensöre gösterip kağıdı aldı.

Sonra, restorandaki akvaryumun önünde balıklarla oynarken, bir başka teyze ile muhabbet etmeye başladık. Özen hanım.. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde üst yaş grubuna İngilizce eğitim veren bir emekli İngilizce öğretmeni. Sohbetimizin bir bölümünde bana “Bak ben buraya, lise grubumla geldim. Hepimiz lise arkadaşıyız, ve yaşlarımız 75′in üzerinde” deyince, kafamı çevirip masaya doğru baktım…

Benim turist teyzem Özen hanım’ın işaret ettiği masada oturmaz mı? Kocaman bir gülümseyip, Özen hanım’a durumu anlattım. Meğerse benim turist sandığım teyzem de emekli İngilizce öğretmeni değil miymiş? O beni, ben onu turist sanmamış mıyım ?

Biz iki Türk, ana dilimizin dışında, bambaşka bir dil kullanarak, tesadüfen konuşmuş olduk. İkimiz de birbirimizi belki de bir kaç dakikalığına turist sandık. Ama hiç de bozuntuya vermedik..

Bravo bize!



Rss Feed Tweeter button Myspace button Flickr button