Sansür yürüyüşünde pedofili ayıcığın ne işi var?

Özellikle ekşi sözlükte pek bi sorun olmuş bu mesele. Açıklama ihtiyacı duydum.

Pedobear, bir internet meme’i. Know your meme sitesi şöyle der:

The appearance of Pedobear is that of a cartoon mascot who’s presence alone warns of the threat of sexual predators; as was the original Safety Bear. The irony here is that Pedobear appears to be a pedophile himself.

Pedobear, bir ironi, bir kara mizahtır aslında. Çocukları kandırmak için sevimli bir ayıcık şekline bürünmüş tüm çocuk pornocularını temsil eder.

Bu yürüyüşe Pedobear, HÜSEYİN ÜZMEZ DE HAYDAR MI ÜZER pankartı ile beraber yer almak için geldi. Taraf gazetesinin bugünki (16.05.2011) sansür yürüyüşü haberinde birlikte görebilirsiniz.

Sonra, “internetime dokunma” pankartını tutmak ve Özgür hoca’nın da yüzünü pankartla kapatmamak için Hüseyin Üzmez pankartını da geriye vermek zorunda kaldım. Böylece elimde sadece pedobear kaldı. (ironik değil mi?)

Hüseyin Üzmez’ler aramızda dolanıp çocuklarımıza musallat olurlarken, ve devletin bu konuda somut hiç bir önlemi yokken, elimdeki peluş ayıyı soranlara selam ederim.

Bana çocuk pornocusu etiketi yapıştırmadan önce, gerçek pedofililerden çocuklarınızı korumayı düşünmenizi tavsiye ederim.

Gözlerinizden öperim. Yaparım bunu.

Geçen yıldan bu yıla internet sansürü: YİNE DÜŞTÜK YOLLARA

Bir halt değişmediği için

ah pardon, bir halt değişti tabii..

daha kötüye gittiğinden dolayı her şey, yine sokaktayız yine yürüyoruz.

Ama bu defa sadece Taksim meydanında değiliz. Türkiye’nin onlarca şehrinde, Köln ve Viyana’da da eş zamanlı, bu kof kafalı badem bıyıklılara karşı yürüyeceğiz.

Gel hadi, çok eğlenicez! Adeta bir festival olacak :)

Tam boyut için tıkla

Koşun! Sosyal Medya’da Siyasi Partiler var!

Hayatımız online.

Doğum günlerimizi facebook üzerinden kutluyoruz. Banka işlemlerimizi internetten hallediyoruz. Aşkımızı da, dedikodumuzu da, işimizi de e-postalarla hallediyoruz.

Gazeteleri pek almıyoruz artık, internetten okuyoruz. Zaten gazeteler bile çoğunlukla Twitter’dan sonra duyuyor.

Bu yazıyı okuyanlarınızın bir çoğu ekmeğini internetten çıkarıyor.

Ülke gündemime tepkimizi internetten veriyoruz mesela… Sonra internette organize oluyoruz,  örneğin otobüste öpüşme eylemleri düzenliyoruz, çok da güzel oluyor!

Hayatlarımız bu denli internetle iç içe geçmiş durumdayken, siyasi partilerin internet üzerinden yaptıkları propaganda ve yayılımlardan hoşlanmamak bence, biraz şımarıklık.

Bazıları, eğlencelerine politika karıştırmaktan hoşlanmazlar. O yüzden politik alt mesajlar veren müzikleri dinlemez, filmleri izlemezler. Bu hak verilebilecek bir şey evet, ama internet sadece eğlence ortamı olmayı çoktan aştı.

Bu sebeple, siyasi partilerin, bizlere ulaşmak için, internetin günümüzdeki en etkili iletişim yolu sosyal medyayı kullanmasının tü-kaka, öcü olmadığını düşünüyorum.

Hatta, olması gereken bu…

Peki hangi parti sosyal medya’da neler yapıyor? Bunun için M. Serdar Kuzuloğlu‘nun yazdığı şahane köşe yazısını okumaya davet ediyorum sizi : http://bit.ly/e3MVTz

Hayat ne garip, vapurlar falan..

Tanrı (ya da inandığınız herhangi büyük güç), insanı yaratırken (evet bu yazı insanın yaratıldığını varsayıyor) kendi özelliklerinden minik parçalar vermiş ona.

İnsanların hayatları dev iniş çıkışlar, keskin virajlar, arası uçurum olan iki tepenin arasındaki ince viran köprüler ile dolu. Bu zamana kadar böyle hissettiğim bir ruh hali ile karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Evet daha önce de her şeyin berbat gittiğini düşündüğüm zamanlar oldu, ama bu denli şiddetli miydi emin olamıyorum.

Belki de hala o dev viraja girmemiş bile olabilirim. Ama yine de kendi rahatlık alanımdan bir adım dışarıya çıkmak zorunda olduğum artık kesin.

Bir arkadaşım askerde komando eğitimi alırken, komutanları uzun yorucu koşularında dilleri dışarıda artık bayılacak gibi olduklarında tüm askerlerine “her bayılacağım artık diye düşündüğünde 500 metre daha koşabilirsin.” diye bağırırmış.

Tanrı, insanlara zamanın akışı ile beraber medeniyeti kurma gücü verdiği gibi, o medeniyet yıkıldığı anda bir yenisini daha inşaa etme gücü de vermiş. Karşımda, bir değişim olduğunu hissediyorum. Bu değişim önceleri muhakkak ki hoşuma gitmeyecek. Ama o değişimin içinde her bittim dediğimde 500 metre daha koşabileceğimi düşüneceğim artık.

Çünkü ne zamanı, ne hayatı ne de olacakları değiştiremiyorum. Tüm korku ve endişelerimi bir cebime, ümit ve motivasyonumu diğer cebime koydum. Hepsine ihtiyacım var, benim artık kendime ihtiyacım var. Her ne isem ona ihtiyacım var. Ümidime de ümitsizliğime de ihtiyacım var.

Tanrı yardımcım olsun.

Lady Gaga, Born This Way, Amerikan ordusu

Geçtiğimiz sene, Amerikan ordusundaki, “Don’t ask, Don’t tell” yasası hakkında Lady Gaga’nın  youtube’da yayınladığı videosundan haberiniz vardır muhtemelen. Lady Gaga, senatoya seslenip, DADT yasasının kaldırılmasını istemişti.

DADT, şu demek kabaca: Ordu Amerikan askerlerinden cinsel tercihlerini asla sormayacaktı, ama kendileri açık ettiklerinde ordudan atılacaklardı. 1993 yılında çıkan bu yasa, geçen sene kaldırıldı.

Gelelim Born This Way şarkısına. Bence Lady Gaga’nın var olan tarzına uymayan bir melodik alt yapı ile,  zorlama -ya da ısmarlama- yapılmış bir şarkı.  Mademki elimde sarsılmaz bir kitlem var, neden aktivisti olduğum bir konu için bunu yapmayayım ki, diye düşünmüş olabilir.   Lakin, keşke bunu duyduğumuzda değiştirmeyeceğimiz bir şarkı ile yapsaydı.

Videoklip, rahatsız edici görsel öğeler barındırıyor.  Ama bu konu dahilinde tam nokta atışı.  Zaten vurguladığı şey bu: “İnsanlar, bazı insanlardan görünüşleri, tercihleri, hayatları yüzünden rahatsız oluyor. Ama yapacak bir şey yok, onlar bu şekilde doğdu. Rahatsız olun ya da olmayın, sizin sorununuz.”

Eğlence sektörü dediğimiz şeyde, böylesine mesaj dolu hareketler her zaman hoş karşılanmaz.  ”Ben eğlenmek isterken düşünmeli miyim?” sosyoloji biliminin zaten kurcaladığı bir şey.

Genel anlamda bildiğimiz şekilde, ne şarkı eğlenceli, ne klip. Sevmeme beğenmeme hakkımız var.  Ama bu defa Lady Gaga’nın amacı bizi genel anlamda bildiğimiz şekilde eğlendirmek değil. Dikkat çekmek, işaret etmek.

Son söz olarak da, Lady Gaga’ya “Hayır, Sen böyle değildin, yaşarken oldun” demek isterdim.  Kendi içinde başarılı bir çalışma. Allah muaffak etsin mother monster kızımızı.

Merak edenlere, klip de burdaymış:



Rss Feed Tweeter button